Yok olmadı Ferber merber… Zaten tutturabilsem sürpriz olurdu. Uzun ağlamalar karşısında çabuk pes ettim. Değişen tek şey daha önceden ayakta sallanıp uyuyan İpek şimdi kucakta sallanıyor, uyuyunca da yatağına konuyor. İlk zamanlarda 15 dakka sallanmada giderken zamanla bu sallamalar 45 dakkayı bulmaya başladı, çok fena. Hem uykusu var hem de uyumuyo. Öf mücadele etmekten yoruldum yaa. Zaten iştahıyla cebelleş oluyodum, buna bir de birkaç gecedir ağlayarak uyanması ve uykuya geçememesi eklendi. Mama sandalyesini mutfakta tuttuğum için, yedirme esnasında tüm mutfak araç gereçlerini oyuncak olarak kullanıyorum ama şu sıralar elde de fazla ilgi çekici bişe kalmadı. Çifdiş bebişim beni zorluyor bu ara. Bi de bu kadar mücadele az geliyodu ya, bebek arabasında da artık durmamaya başladı cadolozum. Neredeyse hergün hava almaya çıkıyorduk dışarı, şimdilerde ayağım geri geri gidiyor çünkü çıktıktan 10 dakka sonra kucak isteğiyle bağırmaya başlıyor. Bakıyorum sokakta yüzlerce arabayla gezen bebek var, yaa bitek bizim kaşık suratlı söylenip bağırıyo. Sonuç, büyüyen sinir bozukluğu, kısa gezmeler hatta gezmemeler. Bişeyleri yanlış yapıyo olmalıyım ama ne =).

Ne zamandır Burda dergilerinde güzel bebek-çocuk kıyafetleri bulamıyordum. Bu ay tam istediğim gibi sade ama isteğe göre şekillendirilebilecek bazı modeller vermişler. Hatta kendime bile bazı modelleri beğendim aylar sonra. İpeğin daha bir sakinleşmesi lazım bu gibi işlere başlamam için ve o zamanı da iple çekiyorum artık.

Bir tanıdığın sitesi için el yapımı ürünlerimin bazı resimlerini toparlıyodum, uzun zaman önce yaptığım bu kolyeyi çok sevdiğim için yer veriym dedim. Yapımı da görüldüğü gibi çok kolay. Renkli taşlardan ya da boncuklardan da yapılabilir. Ben bunun bikaç versiyonunu yapmıştım o zaman. Bakalım eğer anlaşabilirsek bijumi.com sitesinde yer alabilecek bazı ürünlerim.

İpeği ayağımda salladığım geçtiğimiz haftalarda çok güzel uyuduğu için (şimdi kendi uyuduğundan en fazla 1saat uyuyor) ben de izleyemediğim dizilerimle arayı kapatmaya çalışıyordum. Önce Desperate Housewifes ile başladım. Malum final sezonu, soluksuz izledim, geriye yayınlanacak bikaç bölümü kaldı. Bitecek diye üzülüyorum. Daha sonra Mad Men’in son sezonunu izledim, halen e2′de yayınlanacak. Çok kaliteli bir dizi gerçekten, hem değişik İngilizce deyimler, söylemler öğreniyorum hem de 60′ların tertipli bay ve bayan kıyafetlerini izlemeye bayılıyorum. Yaa o Jon Hamm insansa, şu çevremdekiler nedir acabaa ?!..Son olarak e2′nin en sevdiğim dizilerinden Shameless’ın 2.sezonunu izledim. O da henüz tvde yayınlanmadı. Netten izlemek daha makbul bu diziyi, kesilip biçilen sahneleri çok çünkü. Bu dizide de sürekli hayretler içinde kalıp utanca boğuluyorum karakterler adına. Gerçekten adını yansıtan bir dizi. Hem karakterlerin hem oyuncuların, kimsenin hiçbir çekincesi yok. Bikere dizide neredeyse çıplak görmediğiniz karakter kalmıyor. Ööle dikkati çeken seksi bi durum yok ama ortada. Hani İngilizce’de bi laf vardır, Türkçe’de tam karşılığı nedir bilemedim, çok özetleyici, toparlayıcı bi kelimedir, “puzzled”, düzgünken birden karmakarışık olmak gibi, pazılın dağınıklığı gibi. Bu dizi ööle yapıyo insanı. En güzeli diyaloglar çok gerçekçi. Gerçek hayattaki gibi lafları birbirinin üstüne biniyor zaman zaman, kime kulak vereceğini şaşırıyosun, ööle biri konuşup diğeri beklemiyor. Ne uyuz bi yapaylıktır o. Bolca da küfür öğrenebiliyorsun hehe ve tabi Amerikan İngilizcesi, hatta orda herhangi bi ingilizcık bile kalmamış, direkt Amerikanca. Arayıp da bulamayacağınız sokak ağzı. 3.sezon hemen yayınlansa da izlesek diyen kalabalık bir izleyici kitlesi var. Ben de dahilll!

Yerli dizilerin çoğunu annemdeyken sürekli takip ediyordum ama artık ööğk geldi. Zaten fragmanlar merak edilenleri cevaplıyor. En kötüsü de Adını Feriha Koydum, o ne hale gelmiş ööle yaa, ööf iç sıkıntısı, sürekli aynı surat ifadeleri, aynı mücadeleler, valla fragmanı bile iç bayıyo. O kızcaazı da uzun süre ekranda görmek istemiyorum bu yüzden. Suskunlar dizisi tam gaz gidiyor, çok da başarılılar bence. Bikaç bölüm izlediysem de artık içim kaldırmıyor o kadar dramayı, yine takip edemiycem. Bu arada ordaki Sarı karakteri de çok başarılı, tipi de Jason Statham’ı mı çağrıştırıyo ne. Oy bu geyikler bitmesss…

Aaah bu Ferber yöntemi neymiş yaa. Dün çok rahat etmiştim,İpek de zorluk çıkarmamıştı ama bugün uyumak istemiyor, deli gibi de uykusu var. Ayağımda sallasam gidecek hemen ama o zaman da tüm yapılanlar boşa gidecek. Hem de saatlerim onu sallamakla geçecek. Bu yöntemi uygulayanların ortak sorunu.

Yine iştahsızlık devam, hatta mama önlüğüne bile tepkili. Yakınımızda açılan Joker mağazasından işimizi kolaylaştırabileceğini düşündüğüm ne varsa alıyorum. Mama sandalyesi Kraft Idol model, rengini ve desenini oldum olası beğenirdim. İndirim üstüne indirim geldi şansımıza. Ama Chicco markalılar daha ufak tefekmiş, doğrusu yerden tasarruf edemedim ben pek, onun dışında bu sandalyelerin birbirinden pek farkı yok. Masasının üstüne de Fisher Price’ın mama masası oyuncaklarından yapıştırdık, epey işimize yaradı.

Dün yine Joker’e gittik İpek’le tıkır tıkır. Rengarenk oyuncaklar, ışıklar arasında gözleri açıldı kocaman. Ordaki abi ve ablaları da pek sevdi. Uyku öncesi yardımcı olsun diye bi arkadaş aldık. Bed Buddy’yi tek başına uyutma yöntemini uygulayan blogger anneler öneriyordu. Ben aslında tüysüz bi hayvancık almayı düşünüyordum ama bulması ne zor bişeymiş. Aramasam karşıma bisürü Hello Kitty’ler bisürü Sad Sam’ler çıkar. Bulamayınca Playskool’un yıkanabilir, mini çıngıraklı bu bebesini aldık. Sallaya sallaya bitiremedi tabi. ipek kızımın ilk kız bebeği de alınmış oldu böylece =)

Uzun zamandır bebişimin yeme problemleriyle uğraşıyorum. Uzun zamandan kastım yaklaşık 8,5 aydır, yani doğduğundan beri =). Bebeğim tok doğmuş gibi, ilk aylar süt içirmekte zorlanıyodum, doktorumuz “Ek gıdaya erken geçiş yapıcaz” dedikten sonra da bir de o “ek”leri vermekte sıkıntılar başladı. Kilo alımı yavaşladıkça yavaşladı, boy uzaması gayet yerinde ama öğrendiğim kadarıyla hayvansal bir annelik içgüdüsüyle ‘bebeğimi besleme’ çalışmalarım aralıksız devam ediyor. Bu konuda yardım aldığım bazı doktorları yemeye zorlamamı söylerken, bazıları aksini iddia ediyor. Bir süre ben de bayağı zorladım yemesi için, bir ara başarılı da oldum ama sonrası yavaş yavaş artan ağlamalar ve ağzı tamamen yemeğe kapamalar. Bunu düzeltmek için yemek saatleri mi değişmedi, yemek çeşitleri ve sunuş yöntemleri mi değişmedi, ne var ne yok denedim. Ne kahvaltı sevdi, ne meyve, ne yoğurt ne de muhallebi. Bir ara sebze çorbasını seviyordu, şimdilerde onu da reddeder oldu. Beslenme saatlerinde birbirimizden kaçar olduk nerdeyse. Bu konuda güvendiğim ve başarılı bulduğum bir söylem ve yönteme de rastlayamadım. En sinir olduğum şeyse bebeğimi beslemeye çalışırken o sırada yanımda olan birileri varsa, onların söylediklerini ısrarla yapmamı istemeleri. Bebeğim henüz kilo verme aşamasında değil ama kilosu çoook yavaş ilerliyor, bu stresle birlikte tepemde bıdı bıdı konuşulması beni deli ediyor. Zaten çözüm sunanlarla dikte ettirenler birbirinden o kadar net ayrılıyor ki. 

Uğraştığım bir diğer ‘olası’ sorun da İpeğin uykusu. Bebekken gazlı olduğu için sürekli kucağımızdaydı. Zaten minicik bişi olduğu için şu zamanlara kadar pek sorun olmadı. Neredeyse son bir aydır da kucağımda sallamak ağır geldiğinden eski usül ayağımda sallamaya geçmiştim. Maalesef artık sadece ayağımda sallanırken uyuyakalıyor. Hatta uyuduktan sonra ayağımdan indirsem de 10 dakikada uyanıyor. Anlaşılacağı gibi ayaktaysa sorun yok, 2 saat bile uyuyabiliyor. Şimdilerde artık kendi kendine uyumasını teşvik etmeye çalışıyorum. Yine ayağımda ama sallamayı azalttım. Tıpkı yemek istemiyosa yemeği kaldırdığım gibi. Uyumazsa uyumasın yapamıyorum çünkü çok huysuz oluyor. Ferber yöntemini okudum bu konuda birkaç siteden. Evet, bu yönteme karşı olanlar da çok fazla ama onların da önerdikleri yöntemler pek de sonuç vermiyor. Önemli olan çocuğun kendi kendini telkin edebilmesi ise en kesin ve kısa sürede sonuca ulaştıran bu yöntem gibi. İpek çok hareketli bir bebek olduğu için uykusu çok ağır gelmiyor, o yüzden her uyku saatinde uygulayamıyorum ama yavaş yavaş başlıyorum. Her çocukta başarılı olunamıyor, bunun farkındayım ama en azından bi umut, ya tutarsa =)))

Geçende diktiğim tayt ve elbiselerden sonra bir de hazır bir tişörtü boyadım. Bu tişörtü de önce yıkadım sonra istockphotos adresinden bulduğum bir bebek resmini üzerine kopaladım. Cilt rengini biraz koyu tuttum ki beyaz zemin üzerinde daha göz alıcı olsun. Bulduğum bebek motifinin saç bandından İpeğin de olduğu için bu resmi seçtim. Renklerini değiştim biraz, bir de tişörtün koluna bilezikler yaptım, e tabi bi de özel yapım olduğunu belirtmek için köşeciğine İpek yazdım. Çıt çıtlarının içini doldurunca da düğme gibi gözüktüler, hoşuma gitti.

Desenleri boyadıktan sonra tekstil kalemiyle kenarlarından kontür geçmek, tekstil kalemini boya gibi kullanmaktan daha iyi sonuç veriyor bence çünkü ne kadar kaliteli olursa olsun kalemler kesik kesik veriyor boyayı, fırçayla olduğu net çizgiler bırakmıyor ardında. Aslında kalemlerin pratik olmaktan başka bi getirisi yok, işin incesi ve güzeli fırçayla boyamakta.

Geçen yazımda Youtube’da rastladığım bir videodan yola çıkarak elde bişeyler diktiğimi söylemiştim. Dikiş makinemi çıkarmak ve zırt bırt açıp kapamak problem olacağından İpek uyuduğu zamanlarda televizyon karşısında yaptığım bi elbise. Küçük bedeninden ötürü kullanılamayan atletlerden kestim, atletin etek ucunu da tuniğin etek ucu olarak kullandım. Birleştirme dikişlerini sık iğne gibi dikerken, pervazları incecik içe katlayarak çapraz çapraz punto dikişi attım ki dışardan ipler görünmesin. Gerçi zaten dikiş yerlerinin üzerinden de görüldüğü gibi sarı sarı benekler yaparak geçtiğim için hiç dikkat çekmiyor. Bu ölçüsüyle elbiseye benzedi ama yaza tunik olsun diye yaptım. Önden tek pilesi kelebecikleri saklasın istedim. Çiçeklerin bir kısmını kumaş boyalarıyla, bir kısmını da tekstil kalemleriyle yaptım. Arkasına da değişik bişey yapmak istedim, her zaman faydalandığım istockphotos.com sitesinden çok sevimli baykuşlar bulunca etek ucuna da meraklı bi baykuş ekledim. Omzuna nazar boncuunu da konudurunca tamam oldu.

Yine de hızımı alamamış olduğumdan bi iki tane de tayt diktim. Tabi ne zamandır elime bi iş almamış olmamın ve dört gözle bunu beklemenin etkisi var. Ben oldum olası bebeklerin pantolon giymesini sıkıntılı bulurum, sanki fıçıcık içine sıkışmış gibi. Kendim de kumaş pantolon giymeyi pek sevmem, ondan heralde. O yüzden çevremde bebek taytı gördüğümde hemen atlar alırım, zaten çok bulamıyorum da. Bu yüzden buradan bakabileceğiniz evde bebek pantolonu, yada taytı videosunu izledim ve işe koyuldum. Yine giymediğim atlet ve bluzlerden kestim. İlk denememi pek beğenmedim, acemiliğime geldi, hem rengi çok koyu oldu, hem de tayt olmaya pek uygun bir kumaş olmadığını sonradan farkettim.  Dikişini bitirdikten sonra paçasına tekstil kalemiyle bi hello kitisini konduruverdim, özel bişe olduğu belli olsun diye de adını yazdım. Sonradan atletten yaptığım beyaz tayt hem daha tok durdu hem de desenlemeye müsait oldu. Yine aynı siteyi karıştırarak sonunda çikolata çağrışımlı renklerle çilekli bişeyler yapmaya karar verdim. Paçalarına çikolataya bulanmış çilekler koyunca, arkada da muhakkak bi süprizi sevdiğimden poposuna da tam dişlemelik iki çilek daha kondurdum. Bu da yaza kullanabileceği bi parça olarak çekmecedeki yerini aldı. Birleştirme dikişlerinde çapraz dikiş kullanmaya özen gösterdim çünkü kumaş yumuşak penye tipi bişey, başka türlü dikişi patlatır.

Yine mevsim değişti ben şuraya iki çif kelime yazana kadar. Her akşam haberlerde verilen İstanbul’da kar kalınlığı şurda şööle burda bööle haberlerinden sıkılmıştık, iyi oldu, bahar kendini göstermeye başladı. Yaklaşık iki ay önce bi saatli maarif takvimi geçmişti elime, daha önceden hiç bakmadığım bişeydi, bu sefer hergün baktım o günün tarihi önemine, yılların birikimiyle oluşturulan takvimde soğukların azalması yazıyo, çat havalar ısınıyo, leyleklerin gelmesi yazıyo, bi bakıyorum gökyüzünde daireler çiziyolar, bu yüzden bu aralar benim için meteorolojiden daha güvenilir hale geldi bu takvim. Henüz kendimi dışarı atamıyorum rahat rahat, bebişim hasta olur diye aklım çıkıyo, yarım saat kadar kanguruya koyup gezdiriyorum bazen ama ööle arabasına koyup biyere gitmeye cesaretim yok henüz. Havalar açtıkça o da olacak umarım.

Özellikle son bir haftadır evde iyice sıkılmaya başladım. Annemin de İpek’le ilgilenmesiyle biraz boş vaktim kalıyordu. Geçenlerde Laçin Tenel’in sitesinde penye tişörtten bebek taytı yapımını görünce, ne zamandır aklımda olanı yapiym dedim. Tam olarak bu sitede gördüğümü yapamadıysam da, youtube’da gördüğüm bi videoda anlatılanı yapabildim. Eski penyelerden 2 tayt, bi tunik yaptım İpeğe, bir de oturdum boyadım bi güzel. Resimlerini henüz çekmedim, kısa zamanda onu da hallederim.

Bebişim iyice insan minyatürü oldu, hehee. Tepkileri bizimkilere benzemeye başladı demek istiyorum. Yine iştahlı değil, yine 3-4 saat aç durduktan sonra kaşığa ağzını sımsıkı kitliyor ama en azından ben daha rahat durumdayım. İlk başlarda çok sinirleniyodum, kafaya takıyodum, çok rahatsız oluyodum. Doktorumuz da ısrarla yedireceksin, boş bırakmayacaksın diyordu, stresim daha da katlanıyordu. Bir süre sonra yok bööle olmıycak dedim. O sırada sıkça uğradığım Kozzy alışveriş merkezinin yanında bi seminer olduğunu öğrendim, ismini unuttuğum (çok ayıp evet) bir çocuk gastroentroloğundan bebeklerde iştahsızlık konulu seminere uçarak gittim hemen. Daha da netleşti düşüncelerim açıkçası. Artık bebem yemese de zorlamıyorum, yemesi gereken minimum miktarı tutturabilirsem ne ala. Şimdilik en önemli sorunum kendi kendine uykuya dalmaması, hatta uykusu geldiği zaman bile kucakta ya da ayakta en az 45 dakika sallanmayı beklemesi. Hal bööle olunca İpeği uyutmakla geçiyor günüm. Daha çok vakit çalabilirsem çok sevinicem, fena halde dikiş dikmeyi özledim, iyi mi.

İstanbul ne zamandır bu kadar uzun süre yerde kalan kar görmemişti. Bir yandan seviniyorum, etrafı bembeyaz pamuk gibi görmek müthiş keyif verici,  bir yandan da sokakta kalan, üşüyen canlılar için üzülüyorum. Ha bir de bu karın erimesi, kapkara çamur halini aşması var ki, sürecin en sevmediğim kısmı. Yine de her gün kalkıp işe gitmek zorunda olanlardan fazla söylenmiş olmiyim.

Bebişimle arada bir cama yapışıp manzara seyrederek günü geçiriyoruz. Minicik olduğu için ne zamandır dışarı çıkaramadık, ev kuşu oldu, odadan odaya geziyo bebem. Mama saatlerinde biraz bozuşuyoruz, o bana, ben ona küsüyorum, hemen ardından yine gülücükler yine kıkırdamalar. Bu aralar gülüşleri daha bir bilinçli kahkaha haline gelmeye başladı, duyması çok zevkli. Bu aralar belli saatlerde yüzüstü yatıp egzersizler yapıyo kendisi mecburi olarak, yata yata karpus oldu, daha bi hareket kazanması lazım artık. Ben de pek dışarı çıkmadığım için içimdeki kötü elektriği, kendimi yakındaki marketlere, züccaciyelere, tuhafiyelere ve bebe mağazalarına vurarak atıyorum. Bi ufak çöp alsam yetiyo, söyledikleri gibi, alışveriş yapmak cidden çok farkettiriyomuş.

Böcüüme mikrop bulaşmadı derken nazar ettim ve ikimiz de pert olduk geçtiğimiz hafta. Ben zaten kendimden geçtim, ilaç alamadan sıcak içecek, meyve ve vitaminlerle atlatmaya baktım ama İpecim ateşlendi, öksürdü, burnu tıkandı, zor uyudu. Central Hospital’daki doktorumuz bi süre sonra boğazları iltihaplandığı için antibiyotik verdi ve daha bisürü ilaç. Çok da içime sinmedi bu kadar ilaç vermek açıkçası o yüzden doktorumuza danışmadan biraz iyileşme gördümmü azalttım ilaçları. Yemek yerken kusmalarına ve azcık ishaline de hemen ilaç verince kafamda doktorumuzla ilgili ipler koptu. Abimlerin yeğenim için gittiği doktordan randevu aldım hemen ve çok da memnun kaldım. Bağdat Caddesindeki Yeditepe Hastanesi Polikliniğinde Prof. Dr. Ayça Vitrinel. Sert görünümlü, biraz despot, tam hoca tipli bi hanım. Ya da benim duyduğum ve okuduğum kadarıyla beklentim o yöndeydi. Eee bi de Dr. unvanının önünde Prof. yazınca insan ister istemez bi hizaya giriyo bilgi ve birikim karşısında. Beklediğim üzere hemen ilaçlarımızı kesti. Beslenme ve uyku düzenimizi yeniden yapılandırdı, yanlış bildiklerimizi anlattı. Ben bebeme şeker vermekten histir histir kaçarken bebe bisküvisi vererek ne kadar yanlış yapıyomuşum aslında. Söylediklerini uygulamaya başladım bikaç gündür. Hem daha kolay uyuyor bebem hem de daha kolay yiyor. Hiç birşey olmamış olsa bile içim çok rahat etti doktorumuzla. Zaman içinde de kilo alacak inşallah İpecim.

Yaa 2 gün kar yüzü gördüm valla şenlenmiştim, etrafı pamuk pamuk görmeyi özlemişim. Tabi bunda hiç sokağa çıkmayıp soğuk yüzü görmemiş olmamın da etkisi vardı. Yine de Allah sokakta kalan canlılara yardım etsin. Karlar eriyince bööle bi içim buruldu. Erimiş karın bıraktığı dağınıklık bana içki içilip dağıtılan bi geceden kalma darmadağın bi evin izlenimini verir. Hiç keyif almam ööle zamanlarda sokağa çıkmaktan. Ya kuru olsun ya karlı. Öff geyiğe bak…

İçimde hep bi “ayy yıl oldu yazamadım” endişesiyle hakkaten yıl oldu. Hani ilk 40günü zor gelir de herkes “bu daha rahat zamanlarınız” der de soru işareti olur kalırsın ya, onları yaşıyoruz. Öncelikle bebemizin kilo alımı yavaşladı, hiç yenidoğan halindeki gibi lokur lokur süt içmiyordu, hatta zorluyordum, doktorumuzun ek gıdaya başlama gerekliliğini bile bi 20 gün daha anne sütünü zorliyim diye erteledim. Tam “hah iyi içti galiba kilosunda farkeder artık bu ay” dediim sırada hiçbişeyin değişmediğini görünce 5.ayımız biter bitmez ek gıdaya başladık. İştahsız bebek çok zordur diyorlardı, gerçekten annenin psikolojisini tamamen eleyen bişeymiş. Hiçbişeyden tam anlamıyla keyif alınamıyo, hele bi de üstüne huysuzluğu varsa. ‘Yaa herkes çocuk bakıyo, ne ağlıyosun  kardeşim’ diyebilirsiniz ama benim yakın çevremde bu raddede zorluk çıkaran bi bebeğe rastlamadım, rastlayanına da şahit olmadım. Çoğu işittiğim şunlar “aaa bu kadar yapmıyo bizimki”,”kuzenimin çocuğu da bööle ama o en azından gece uyuyor”,”ben de çocuk yetiştirdim ama bu ne bööle vay edepsiz cadı”. Neyse gene de şükür diyouz. En azından 5 ay anne sütünü aldı,şimdi de gece kalktığında ya da gündüz aralarda süt içiyor. İşin sevindiren kısmı ise daha önceden bikaç günde bi altını doldururken artık günde bikaç kere doldurur hale gelmesi. Valla sevindirici =D Haa bu arada süt sağma aralıklarının uzamasına rağmen süt miktarımın azalmaması da ayrı enteresan. Bol süt gelsin de bebem aç kalmasın die dua ettiğim zamanlardan şu zamanlara geldim, artık yarım litrelik süt kapları da yetmiyor, yanımda litrelik şişe taşımam lazım gün içinde. Geceleri yatmadan önce bi süt sağıp koyuyorum dolaba, sonraki sağılma öğleni bulabiliyor, o zaman da rahat 450ml. çıkıyor. Maalesef bu da dondurucumdaki onlarca poşetlenmiş 2 aylık sütün çöpe gitmesi anlamına geliyor. Şimdiye dek enn azz 30lt. paketlenmiş sütü yer darlığından ötürü çöpe gönderdim, şaka gibi. Yazık keşke bi işe yarasalardı.  

Gece uykularını düzene sokmak için epey bi uğraşıyorum şu aralar. Muhallebiyi gece yatmadan önce veriyorum, bu da gece daha az uyanmasına ve daha rahat uyumasına sebep oluyo sanırım. Ama yine de her gece saat 12′de yattığını söyleyemiycem maalesef. Dün saat 3′e geliyordu sanırım =). Gündüzleri artık daha sorunsuz uyuyor maaşallah, hatta kendi kendine bile uykuya daldığını gördük, ki bizimki sallanmadan uyumaz. Şu aralar bi geniz akıntısı başgösterdi bebemde, onu bi atlatırsak odamızdaki sepetinden çıkıp artık odasında kendi karyolasında yatmaya alışması gerek, kilosu 6,5kg kadar ama boyu 65cm olmuştur heralde, artık sepete de zor sığışıyo. Kilosu yavaş artış gösterse de boyu güzel gittiğinden artık kıyafet seçimlerimiz de daha bi çeşitlenmeye başladı ki beni hayli mutlu ediyo ona değişik şeyler giydirmek. Fotoğrafında da görüldüğü gibi mini siyah kendinden fularlı badisini Mothercare’den Duygu teyzesiyle indirimde almıştık, siyah diye pek satamamışlardı belli ki, iyi ki almışım. Altına da uygun renklerde etek ve tayt da buldum sonradan, başına da bi lastik bantına daha önceden hazırladyıp diktiğim kırmızı polyester çiçeğini sabitledim, tamam oldu bi kreasyonu. Mini mini bebelere siyah da yakışır.

Gün be gün ilerleyen burun tıkanıklığım iyice bidon haline getirdi kafamı. Neyse ki ateşim yok. O eksik kalan kısmı da eşim tamamladı ve 2 gecedir 40′a yakın ateşle yattı kaldı. Beni ve İpeği anneme bıraktıktığı için virüsten uzağız şimdilik ama bu aralar gripten nasibini almayan yok, her yerde konuşulur oldu zaten.

Bu aralar bebişimin yemek yemesi ve uykusu olay haline geldiği için pek dışarı çıkamıyorum, aslında içimden de gelmiyor. En son kendime bi pufudik mont bakmak için çıkıp hiççbişe beğenmediğimde hevesim epey kırılmıştı, ööle de devam ediyor. Yaaa anlamıyorum bu yıl bu pufidik montların hepsine niye belden kemer takmışlar ööle yaa. Tam rengini, boyunu, yakasını, düğmelerini beğeniyorum, bi bakıyorum belinde bi kemer, ucu da kazma gibi metal. Geçen sene de bu yıl bakarım diye almamıştım, kaldım ööle, zaten indirimler de başladı gidiyo, beden filan da bulamam artık. Hadi onu geçtim bi vizon ya da devetüyü renklerinde şal yaka kısa kaban bakiym dedim, bulmak ne mümkün. Eskiden olsa ‘Amaaan onu bulamadım, hadi şunu aliym dursun’ derdim, şimdi onu da yapamıyorum. Yaa hiçbişeye hevesim kalmadı, umarım kısa zamanda geçer bi duygudur. Bikaç kot almam gerek diye düşünüyodum, Mango’da çok güzel modeller gördüm, renk çeşitliliği de süperdi, fiyatlar da çok uygun, hem tenha saatlere de denk gelmiştim. Bi yandan da bikaç yıldır sabitlendiğim kilonun 2kg daha altına inmiş olmanın da rahatlığı vardı ama yine de içim geçmiş ki bi tane kotu deneyip de alamadım kendime. Sokağa küpesiz çıkmayan, çıksa da bi yerden küpe alıp takan biri olarak aylardır küpesiz dolanmak gözüme batıyo tabi ama ona da sebebim var, kucaama aldığımda bebemin ya yüzünü çizer ya da rahatsız ederse ?!=P. Zaten saçımı başımı, makyajsız ve bakımsız suratımı gören herkes bana ayrı bi şarlama halinde. Düzensizliği hiç sevmiyorum, dayanamıyorum da o yüzden bebemle bi düzeni tam olarak oturtana kadar bööle Frankeştayna devam naapaym.

Saat
Sitenizesayac.com
Got My Cursor @ 123Cursors.com